8 Mart 2015 Pazar

Yaşar Kemal'e dair...

Yaşar Kemal'in cenazesinde insan yas tutmaz ki saygı duruşuna geçer. O duruşun kalabalığı derstir. Anadolu'nun dilini yitirdik. Hayatın filozofunu sonsuzluğa uğurladık. (cnntürk - Büşra Sanay)



Yeryüzünün neresinde olursa olsun Yaşar Kemal'i yaşayan herkesin başı sağolsun.

Takvimler 28 şubat 2015 i gösteriyordu.
Cumartesi günüydü. Türkiye için kritik bir tarihti, gündü.
Çünkü çözüm sürecinde gelinen son nokta için ortak bir açıklama yapılmıştı ve bu açıklamada silahlar sussun deniyordu.  Ve bu açıklamanın yaklaşık 5-6 saat sonrasında ( 17:30 gibi) gelen haberde 1,5 aydır tedavi gördüğü Çapa Tıp Fakültesi’ndendi. Haber Yaşar Kemal’in son nefesini verdiğini söylüyordu. Yaşar Kemal’in yıllarca mücadelesini verdiği olaydı bu aslında. Silahlar sussun denen gün Yaşar Kemal de sustu.. Kısmet olmadı bunu duymak O'na.

Cumhuriyet tarihinin en büyük yazarlarından Yaşar Kemal’i yitirdik. Sonsuzluğa uğurladık. İnsan seli vardı Teşvikiye’de ve Zincirlikuyu’da. Teşvikiye Camii böyle kalabalıklara pek şahit değildi. Tabutunda Çukurova’dan gelen pamuk taneleri, mezarında da baba mezarının ve köyünün toprağı vardı. Sevenleri getirmişti. Veda vardı. Ama Yaşar Kemal’in cenazesinde insan yas tutmaz ki saygı duruşuna geçer. O duruşun kalabalığı derstir. Anadolu’nun dilini yitirdik. Hayatın filozofunu sonsuzluğa uğurladık. Çukurova’yı Yaşar Kemal’le bildik. Okuyanlar, insanları aşağılamasınlar, sömürmesinler, insanlara zulüm edemesinler, insanlar açken onlar tok yaşayamasınlar umuduyla yazmıştı romanlarını.

92 yaşındaydı. Eserlerinde kelimelerle dünyalar kurmuştu Yaşar Kemal. Bunca yıllık hayatında yaşadıkları, anlar, anılar, hikayeler, edebi hayatı siyasi hayatı ve hapis hayatı. Biz Yaşar Kemal’i kitaplarından eserlerinden röportajlarından bilip yazdıklarını yaşarken onu tanıyanlar, dostları, yakınları, arkadaşları ondan sanat hayatından ziyade yaşam sanatında da çok şey öğrendiklerini söylüyordu. Düşünsenize 92 yıllık hayatında dile kolay bir asır,, ne güzel insanlar biriktirmiş. Ki bu hayatta ne zor ve güzel şeydir insan biriktirmek. Çok güzel anlattılar onu, yaşayarak anlattılar Yaşar’ı. Kimi dedi ki; “ O, kimsenin arka bahçesi olmadı.” Ve kimi de dedi ki; “ Kimse kimseyi boş yere efsane yapmaz.” Herkesin Yaşar Kemal’i başka. Türlü türlü o. Herkese farklı ışık oldu. Bambaşka hayatları bizim hayatımız yaptı kalemiyle. Eserleri hayatın ta kendisini okutuyordu.

Bize bıraktığı kocaman miras 

Haksızlıklara karşı İnce Memed’e bürünmüştü mesela. Mesela, ideal bir kaymakamın nasıl olabileceğini anlatmıştı Teneke’de. Ama dik duruşu hiç bükülmedi. Hep hayatı en temel aldı ve bozmadı duruşunu, bunca yıl. Onun için önemli olan kardeşlik, bir arada yaşamak ve hakkın verilmesiydi. Çok istememe rağmen hiç yan yana gelmedik onunla. Kısmet olmadı. O yüzden Yaşar Kemal nasıl anlatılır bilmiyorum, hangi sözcüklere sığabilir ki, hangi kelimelerle kurduğumuz cümleler onu anlatabilir bilmiyorum diyeceğim ama aslında öyle değil. Çünkü, onu zaten en iyi okuyanlar tanır. Her ruh halini görür, her büründüğü karakterde farklı bir yanını tanır okuyucu.  Bize bıraktığı kocaman miras var. Onu tanımadan tanıdık çoğumuz. Dedim ya tanışmak kimimize kısmet olmadı belki ama onun ruhu zaten kitaplarındaydı, ruhu kaleminden akıyordu.

Yıllar önce, önce yazın hayatına başladığı yerde, sonra Türkiye’nin genelinde ve sonra da dünya da çok bilinir olmuştu. Eserleri dünya dillerine çevrildi hep. Herkes biliyor İnce Memed kim, Fırat suyundan neden kan akıyor ve Hüyükteki Nar Ağacı neyin sızısını dile getiriyor. Yaşar Kemal hep aynıydı. Çünkü farklı bir karaktere bürünecek ve onu yaşatacak kadar zamanı olmadığının farkındaydı. Hepimizin de farkında olması gereken şey tam da bu. O, bunu başardı ve adıyla yaşadı.

Çukurova'nın en büyük anısı

Gürültülü sözcüklere gerek yok onu anlatmak için. İnsanı anlatan biri o, taşı toprağı, dağı yağmuru, kurdu kuzuyu, hepsini hem de hakkını vere vere. Bu kalem karşısında en sessiz harflerin bile nice anlatacak şeyi var. Düşünsenize beli ağrırken yazmaya bilerek ara vermiş birinden bahsediyoruz. Neden mi? Çünkü çektiği acıyı okuyucusunun hissetmesini istemediği için. Dedim ya İnce Memed’di bir yandan, bir yandan da Ahmet Telli’nin de dediği gibi “anısı biz olalım bu şehrin” cümlesine vücuttu… Çukurova’nın en büyük anısı Yaşar Kemal işte… Perdeleri hiç açılmayan evlere bile girmiştir kitapları. Kim bilir kimlere ne dünyalar açmış, oluşturduğu karakterler kimlere yoldaş olmuştur. Cumartesi günü duman tüttü, hangi sokak yandı neresi küle döndü değil olay. Herkesin yalnızlığıydı o gün. Çünkü ateş vardı Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından gelen gelemeyen onu sevenlerin içine düşmüş bir yangın. Su bile harelenemiyordu. Çünkü öyle buharlaştırıyordu ki sıcak. Ama dediğim gibi ateşti bu ve arkada bıraktığı yalnız kalmışlık hissi. Arkası gelemeyecek yeni hayatlar kitaplardan, ama bırakılan koca mirasa şükür vardı. Onu bilmenin, bu dünyadan geçmiş olduğunu biliyor olmanın eyvallahı.

3,5 yaşındayken avluda halası koyun keserken, onu izlediği anda deriden seken bıçağın gözüne gelmesiyle bir gözünü kaybetmiş. Ama inanıyorum ki zaten diğer gözünü de kaybetmiş olsaydı dünyaya gönül gözünden bakacaktı. Tek gözle yaşıyor olmasına rağmen yaptığı gibi. Hayatı çok çalkantılarla dolu onun. Kalkıp burada onun hakkında bildiğim notları paylaşmayacağım. Ben sadece benim Yaşar Kemal’imi anlatıyorum. Ve biliyorum herkesin Yaşar Kemal’i farklı…

Yıllar önce bir programda izlemiştim. Çukurova’yı benim kadar iyi bilen sokak sokak kapı kapı bilen yoktur demişti. Nasıl yani diyen sunucuya da; tüpçülük yaptım bir süre o yüzden bunları iyi bilirim demişti. Çok etkilenmiştim. Çünkü çocukluğumda bana şöyle gelirdi: yazar sadece yazar ve başka işi olmaz. Ya da yazarlıktan başka iş yapmamıştır öncesinde. Küçüktüm zaten bu görüntüleri izlediğimde de. O zaman vay arkadaş demiştim. Ne kadar bizden. O zaman bizim gibi yaşayıp yazıyor. Lüks yok ve baş karakterleri hor görmüyor. Adalet arıyor ve hakkın sahibine teslim edilmesinden yana.

Onun hakkında çok şey yazıldı çizildi. Hayattayken ve cumartesi gününden bu yana.

Bu yazı benim Yaşarımdı.

Ne mutlu bize ki böyle bir insan geçti hayatımızdan.

Zaten ona karşı bunca sevgi varken YAŞAR be KEMAL…

Rahmetle..